BOĞSAK ARKEOLOJİK YÜZEY ARAŞTIRMASI’NIN (BOGA) DANA ADASI ÇALIŞMALARI HAKKINDAKİ BASIN AÇIKLAMASI

Boğsak Arkeolojik Yüzey Araştırması (BOGA), T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izniyle, 2010 yılından beri Doç.Dr. Günder Varinlioğlu (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) başkanlığında, Taşucu Körfezi (Mersin) adalarında, kıyılarında ve hinterlandında yürütülmektedir. BOGA, araştırma bölgesinde yerleşim dokusunu, mimari gelenekleri, yapı endüstrisini, ekonomik yapıyı ve kültürel peyzajı araştıran bir yerleşim, ada, denizcilik ve peyzaj arkeolojisi projesidir. Araştırmaya, Türkiye, ABD, Birleşik Krallık ve İtalya uyruklu araştırmacılar, öğrenciler ve kurumlar katılmaktadır. Bu uzun soluklu proje yıllar içinde, Harvard Üniversitesi, Purdue Üniversitesi, British Academy, Research Council UK-TÜBİTAK, AKMED gibi birçok prestijli kurumun bilimsel hibeleriyle desteklenmiştir. Proje, önce Mersin İl Özel İdaresi‘nin, ardından Mersin ve Çevresi Turizm Alanı Altyapı Hizmet Birliği’nin (METAB) cömert desteğini almıştır.

BOGA’nın araştırmalarının merkezinde Taşucu Körfezi’nin iki adası yer almaktadır: Boğsak ve Dana Adaları. BOGA heyeti, 2011 yılında Dana Adası’na ön inceleme yapmak amacıyla ilk kez ayak bastığında, kuzeybatı kıyısındaki eğimli yüzeylerin bir bölümünün çekek yerleri olup olmayacağı sorusunu yöneltmiştir (Resim 1). Peşisıra, bilimsel toplantılarda ve yayınlanan ilk raporlarda, kıyının kuzey ve güney uçlarındaki oluşumların, çekek yeri, tuzla ya da taşocağı olarak işlevlenmiş olabileceği vurgulanmıştır. Bugün kıyı boyunca görülen girintilerin önemli bölümü dalga etkisiyle oluşmuş doğal unsurlardır. Diğerleri hem doğal etkilerle bozulmuştur hem yüzyıllar boyunca kıyı hattından taş çekildiği ve çıkarıldığı için, yapılar yağmalanmış, geriye ancak temeller kalmıştır.

RESIM 1_Dana Adası batı kıyısı

Resim 1: Dana Adası’nın kuzeybatı kıyısı

BOGA’nın Dana Adası’ndaki çalışmalarının sonuçları şöyle özetlenebilir: Dana Adası’nda yerleşim kuzeybatı kıyısında (alt yerleşim) ve adanın güney zirvesi ve çevresinde (üst yerleşim) olmak üzere iki ayrı alana yayılmıştır. İstatistiksel yöntemlerle, sistemli olarak belgelenen yüzey buluntuları (seramik, maden, cam, sikke, vb.) ve mimari kalıntılar, kuzeybatı kıyısının Erken Roma (İ.Ö. 1.yy ortası-İ.S. 3. yy ortası) döneminde kısıtlı biçimde ve az yoğunlukta kullanıldığını, alt yerleşimin esas oluşum ve gelişiminin, geç antikçağda, yani İ.S. 4. ortası-8. yüzyıllarda gerçekleştiğini göstermiştir. Yine bu veriler yerleşimin en aktif döneminin İ.S. 5. ve 6. yüzyıllar olduğunu göstermektedir. Nitekim, alt yerleşimde bugüne dek tespit ettiğimiz beş kilise, geç antikçağın bu en hareketli döneminde inşa edilmiştir (Resim 2). Benzer biçimde, üst yerleşimin odak noktası olan, ilk evresi olasılıkla Klâsik Çağ’a tarihlenebilecek olan kalenin içine, bu dönemde bir başka kilise daha eklenmiştir. Aynı dönemde kale elden geçirilmiştir.

resim 2_ kilise IV

Resim 2: Dana Adası’ndaki Kilise IV’ün güney duvarı

TAŞ OCAKLARI

Alt yerleşimin en dikkat çekici özelliği, arka bölgeyi tamamen kaplayan kireçtaşı ocaklarıdır (Resim 3). Taş ocakları, kıyıdan yaklaşık 100-350 metre içeride, yerleşimin üst sınırında başlayarak, yamaca dik olarak üst kotlara dek uzanmaktadır. Kilikya’da Roma-Geç antikçağ yapı endüstrisinin anlaşılması için çok önemli bir örnek olan bu taş ocağı bölgesi, kuzeydoğu-güneybatı yönünde yaklaşık 1.4 km boyunca izlenebilmektedir. Taş ocakları eşzamanlı veya sonraki evrelerde mezarlık olarak kullanılmıştır. Taş çıkarımı sona eren ocak yüzeyleri, daha sonra yapıların temelleri ve ana duvarları olarak kullanılmıştır (Resim 4).

RESİM 3_Dana Adası taş ocağı örneği

Resim 3: Dana Adası’nda taş ocağı örneği

RESIM 4_Dana Adası'nda terkedilmiş taş ocakları üzerine inşa edilmiş yapı grubu

Resim 4: Dana Adası’nda terkedilmiş taş ocaklarının üzerine inşa edilmiş yapı grubu

KIYI HATTINDA TAŞ OCAKLARI VE TAŞ TİCARETİ

Taş ocakçılığı izleri adanın kuzeybatı kıyısında yoğun olarak görülmektedir. Burada, tıpkı arka bölgedeki örnekler gibi, bazen derin bazen sığ taş ocaklarının kalıntıları korunmuştur. Ancak, kıyıdaki örnekler iç bölgedekilerden çok daha fazla bozulmuştur. BOGA’nın 2011 sezonunda kuzeybatı kıyısında tespit ettiği dörtgen girintiler, eğimli yüzeyler, kanallar, duvarlar, vb. aslında karmaşık bir insan aktivitesinin arkeolojik kalıntılarıdır. Bu yüzeylerin dalga etkisi değil de insan eliyle dönüştürülmüş olan kesimlerinde, farklı kullanımlara ait kalıntılar mevcuttur. Bunların bir bölümü, kireçtaşı blokların teknelere yüklenmesinde kullanılmış rampalardır. Başka bir bölümü, yerleşimi oluşturan ve işlevlerinin belirlenmesi neredeyse imkansız yapılarının temellerine aittir. Bu yapılar arasında işlevleri bilinenler arasında, bugünkü kıyı hattından yalnızca 10-15 metre içeride yer alan bir Roma/Geç Roma hamamı (Resim 5) ve bir kilise (Resim 6) sayılabilir.

dana shore bricks

Resim 5: Dana Adası’nda kıyı hattı üzerindeki Roma Hamamı ve bir tuğla yapı

RESIM 2_Dana Adası'ndaki Kilise II

Resim 6: Dana Adası kıyısında kilise

Kıyı boyunca uzanan bu kalıntıların bir başka bölümü de küçük ölçekli taş ocaklarıdır (Resim 7). Nitekim, kıyıda görülen kanalların, kesiklerin, deliklerin ve alet izlerinin (Resim 8) benzerlerini, hatta aynılarını, yerleşimin arka bölgesindeki taş ocaklarında gözlemlemek mümkündür (Resim 9).

RESİM 5_Dana Adası'nın batı kıyısında taş ocağı alanı

Resim 7: Dana Adası’nın kuzeybatı kıyısında taş ocağı kalıntıları

Başka amaçlar için (taş ocağı, taş rampası, yapı temelleri, vb.) şekillendirilmiş bu yüzeylerin bir bölümü, daha sonra küçük tekneleri karaya çekmek için kullanılmış olabilir. Bu, bir kıyı yerleşiminin ihtiyaçlarını gidermeye yönelik oportünist kullanımı gösterir. Bunun dışında, adada çekek işleviyle inşa edildiği arkeolojik verilerle desteklenebilecek hiçbir örnek yoktur. Dana Adası’nda tarihin hiçbir döneminde bir tersane veya büyük ölçekli bir gemi endüstrisi bulunmamıştır.

RESIM 6_Dana Adası batı kıyısında çıkarılma sürecindeki bir taş ve etrafında açılmış kanallar

Resim 8: Dana Adası kıyısında çıkarılma sürecindeki bir taş ve etrafında açılmış kanallar

RESİM 7_Dana Adası'nın arka bölgesinde bir taş ocağı ve taş çıkarma kanalları

Resim 9: Adanın iç bölümlerindeki taş ocaklarında, çıkarılma sürecindeki taşlar ve
etraflarındaki kanallar

KONSTANTİNOPOLİS VE DANA ADASI

Dana Adası’nın alt yerleşimi, Erken Roma döneminde, yani en erken İ.Ö. 1. yüzyılın ikinci yarısında oluşmaya başlamış olabilir. İstatistiksel ve coğrafi dağılımları kayıt edilecek biçimde toplanarak analiz edilen yüzey buluntuları, özellikle de seramik, Erken Roma döneminde adadaki aktivitenin çok sınırlı olduğunu göstermektedir. Aynı veriler, geç antikçağda, İ.s. 4. yüzyıldan itibaren yerleşimin genişlediğini ve yoğun olarak kullanıldığını göstermektedir. Toplanan seramiklerin istatistiksel analizine göre, adadaki seramiklerin yüzde 70’i geç antikçağa aittir.

İ.S. 4. yüzyılın ilk yarısında, Büyük Konstantin’in, günümüz İstanbul’unda kendi adını verdiği başkenti Konstantinopolis’i kurması, Doğu Akdeniz’in ekonomik ve politik dengelerini değiştirmiştir. Yeni başkentin yarattığı talep, Dana Adası gibi deniz yolları üzerindeki bölgeleri canlandırmıştır. Yine aynı dönemde yaygınlaşan Hristiyan hac hareketi, deniz yollarını kalabalıklaştıran bir unsur olarak karşımıza çıkar. Filistin’deki Kutsal Topraklar’a denizaşırı seyahat dışında, Dana Adası’nın yaklaşık 23 km kuzeydoğusundaki, uluslararası hac merkezi Hagia Thekla (Meryemlik)’nın popülerliği, Dana Adası’nın geç antikçağdaki, özellikle de İ.S. 5. ve 6. yüzyıllardaki yoğunluğunu açıklamada önemli unsurlardır. Tüm Kilikya’da tam da bu dönemde Hristiyanlaşan ve refah düzeyi yükselen kentlerde, köylerde, mezralarda ve çiftliklerdeki yapı ustaları, kiliselerin, konutların, dükkânların inşasında kireç ve kireçtaşı kullanmıştır. Dana Adası’nda yerleşimin neredeyse tümünde görülen bu hummalı taş ocakçılığını ve yapı endüstrisini işte bu bağlamda ele almak gerekir.

SONUÇ

Dana Adası’nın kuzeybatı kıyısındaki kalıntılar, Roma-geç antikçağa tarihlenen bir yerleşime aittir. Dana Adası kireçtaşı kaynaklarıyla ve taş ocakçılığıyla zenginleşmiş endüstriyel bir yerleşimdir. Bu açıdan Roma ve geç antikçağda taş işçiliği ve taş ticaretinin araştırılması için çok önemli bir örnektir. Dana Adası’nda tarihin hiçbir döneminde bir tersane veya büyük ölçekli bir gemi endüstrisi bulunmamıştır. Arkeolojik verilerin bilimsel yöntemler kullanılarak, iğneyle kuyu kazarcasına titizlikle ve sabırla belgelenmesi, incelenmesi ve dikkatlice yorumlanması şarttır.

 

BOGA heyetinin yayınları ve çalışmaları için şu kaynakları takip edebilirsiniz:
www.bogsakarchaeology.org
http://facebook.com/BogsakArchaeologicalSurvey
https://www.instagram.com/bogsakarkeoloji

Doç.Dr. Günder Varinlioğlu
gvarinlioglu@gmail.com
https://mimarsinan.academia.edu/G%C3%BCnderVarinlio%C4%9Flu

Advertisements

New Approaches to Historic Landscapes

Dear colleagues,
We would like to invite you to the workshop entitled “New Approaches to Historic Landscapes,” which will be held at the Bomonti Campus of Mimar Sinan Fine Arts University (MSGSÜ) on February 15-16, 2016 (see below). We hope that this will be a great opportunity to build up some new contacts and to promote interdisciplinary, characterisation-based approaches to landscape studies in Turkey. Best Regards,
_
Günder Varinlioğlu (MSGSÜ, Turkey) and Sam Turner (Newcastle University, UK)
_

An island settlement in late antiquity: Boğsak

On Tuesday November 26 the Council Room at King’s College in London was filled with diehard history lovers gathered to hear Dr Günder Varinlioğlu discuss a fascinating subject: an island settlement in late antiquity. Dr Varinlioğlu is an architect and archaeologist who specialises in rural settlements and landscapes of Anatolia during late antiquity. Since 2010 she has directed the Boğsak Archaeological Survey in southern Turkey, focusing, as its name suggests, on the island of Boğsak (above), which was the topic of Tuesday evening’s lecture. (…)

written by Victoria Khroundina for the Cornucopia blog 2013 (link)